@guzhan Çalışkan üye

Kayıt: 29 Ksm 2006
 Mesajlar: 13 Member No.: 290134 Nerden: Niksardan !!!
|
Tarih: Cmt Arl 02, 2006 3:15 pm Mesaj konusu: Yorumsuz |
|
|
|
Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim:
Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor.
"Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi...
Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor.
Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından
"Taşfırın"ına kadar böyle bu...
Hele 40'ımızı geçmişsek...
Hele cüzdanımızı şişirmişsek...
Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...
* * *
Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına,
"televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor.
Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya
hazır "çıtırlar" fink atıyor.
O ise pijaması içinde "evi
bekliyor".
Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi
öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor.
Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş
erkeğini...
Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode
iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla...
Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına
karışıyor.
Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev
görüyor.
Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor.
Her dişlenen "taze et", yenileri davet
ediyor.
Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor.
İhanet kol geziyor. * * *
Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup
ya da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap
verdi,
çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk
edildi bugünlerde...
Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü
eşini...
Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri...
Kaçı, haber verenleri
suçladı, yakalandığında...
Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...
Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınır boylarını
bekledi,
kızarak, ağlayarak, utanarak, yine de diş
bilediği kale reisini
savunarak;
...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten...
...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...
* * *
Yanlış anlaşılmasın:
Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi...
Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen
sürdürmesi...
Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi...
Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi...
"Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle
karşılayabilirim"
diyememesi...
Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde
etmesi...
Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst
olabilmesi...
40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini
banyoda
gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası
gibi gizlemeyi kendine yedirebilmesi...
* * *
Kabul edelim:
Evlilik bitti!
Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin)
kolunda
yürüyebiliyor.
Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor.
Ve
herkes her şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor.
Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı,
sahibinin
nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir.
Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir.
Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir.
Yalansız yaşamayı özlemediniz mi? |
|